Öyküsüz

Yürüdü yollarda yeniden. Sabahın altı buçuğuydu. Bir kuş selam verdi, neşeliydi. Gülümsedi nezaketen. Daha çok ağlamalıydı bu sabah. Bu sabah griydi. Kömür isi yoktu eskisi kadar şehirde. Doğalgaz almış başını gitmiş…
 
İnsanlar işinde gücündeydi her zaman ki gibi. İki yılda çok şey değişmemişti. O değişmişti belki de bir tek. Bu yalana kendisi de inanmadı.

Daha bir ağır geliyordu yaşam bugün. Büyümek ya da olgunlaşmak denir belki buna. Ama büyüdükçe hafifleyen insanlar da vardır bu dünyada. Ay’da olmalıydık tüm insanlık; ağırlımızı taşımıyor bu kütleler artık.

Bu kasvet hepimizin suçuydu. Hamas gizliden vururken İsrail’i ve İsrail bulamamışken kendine bir muhatap, çocukları vurdu. İnceden bir sızı oldu yüreğinde insanlığın. Ki birçoğu ölen Kürt çocuklarından habersizdi. Öyleyse gitmiş bir sevgili daha çok vuruyordu O’nu?

İnsan gittikçe bencilleşen ve verdiği emekleri sahiplenen bir varlık. Bundan olmalı ki silinmez öyle kolay kolay bir başkasının varlığı kendine mahsus hayatlarda.

Gittikçe fark edilmiyordu bu gri sabahta. Bir tarafı yok olmalı tam şimdi diye söylenirken diğer tarafı üç beş kelam etmeli bir adem oğluyla diyordu.

Sorumluluklar çoktu bugün. Sanki binlercesi omzunda bir o kadarı da bağlıydı arkasına sürüklenen teneke kutular gibi.

Bu öykü böyle olmamalıydı. Bir başı bir sonu olmalıydı. Ama yok işte… bu sabah sadece gri ve kaldırım taşları vardı dünyada. Bir de ortasına kocaman bir delik açılmış hayatının kuyusuna gömülen o….