Yalana Övgü

Yayımlanma Tarihi : 16 Ekim 2008 Yazar : Tag : Orjinal Makaleler ve Öyküler

1)

Kandırmak ve yalan söylemeye övgü yağdıran kimseyle tanışmadım daha ancak kandırılmaktan korkan ve yalan söyleyenlerden nefret eden milyarla insan var. Ancak tüm bunların yanında korkmayan ancak söyleyemediğini ve sevmediğini söyleyen yalancılarda var.  İnsan yanılmaktan korkar!.. zaman kaybı demektir yalan, para kaybı, güven kaybı (ki bunlarda insanın bağlanmaya olan körüklü duygularını zedeler.) sonuç olarak birçok şeyi kaybedersiniz..! insanlar çok garip şeyler için yalan söyler; sex için, ilgi için, para için, cezadan kurtulmak için, sorumluluktan kaçmak için… şöyle bir düşündüm de her şey için… bunları herkes bilir!.. okuduğunuz ilk yalana övgü olur umarım..!

Yalan ve kandırma diye düşündüğünüz şey aslında günlük yaşamın büyük bir kısmını kaplayan sistemdir..! insanlar enteresan şekilde çocukluklarından itibaren yalan söylerler… bir bütünleme yapalım!.. insanlar ilk doğdukları gün sevinecek yere ağladıkları andan itibaren (ki bu çok ironiktir..!.. doğmuşsunuz ciğerinize oksijen girmiş ama canınız yandığı için ağlıyorsunuz!) yalan söylerler.

Durun düşüneyim!.. insan yalan söylemeyi o kadar sevmiştir ki yazıyı icat etmiştir!.. ancak ve lakin yazıyla yalanı yasaklamıştır ve yine ne yazık ki yazıyla yalanı yasaklayarak insanları kandırmıştır. “İnsan” yalan söylediği anların değerini bilmelidir.. Bence insan dünyaya gözleri açık baktığı andan itibaren yalan söylüyor..! şöyle diyor: ”bir şeyler görüyorum!” ama yalan bir bok gördükleri de yok!.. Öylece bakıyorlar..! Arada bir şeyler görünce korkup örtbas ediyorlar ve bakmaya devam ediyorlar!..

İnsanın kendine söylediğin yalanlar en büyük çoğunluğu elde eder aslında!.. ben kendi gözlerimle şahidim birçoğuna!.. aynanın karşısında yarım ila tam saat geçiren yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar; hepsi neyin eksik olduğunu bilir ve belli olmasın diye uğraşır!.. en sonunda güzel olduğuna karar verip aynanın karşısından çekilirler ama o eksik -her ne ise- durur orda ve onlar bunu unutacak kadar yalancıdır. Başka örneğe gerek duymuyorum aslında!.. aşk yalanları!.. değerler!.. ne bilim sürüyle şey var!.. ama benim aklımda değiller şuan!..
Bir insan diğerine bakar ve bir şeyler söyler;
–  Nasılsın?
Diğeri cevap verir        
–    İyiyim!.. İşte bu kaçamaktır ve yalandır!.. “berbat!..” dese örneğin (ki ben denedim sonuç hep aynı) yalan söyleyen ilk konuşmacı sanki gerçekten önemsiyormuş gibi ikinci soruyu sorup kişinin gönlünü almaya çalışır!..Yani “iyiyse” sorun   -yalan vardır ama-   yoktur!.. kötüyken şöyle olur!..
–          Niye? Neyin var?..
–          Basurum azdı, nasırıma bastılar, kız arkadaşım terk etti ve teyzemin oğlu öldü..!
–          Eee? Ne var bunlarda?
–          Zaten öylesine bir şey olsun diye söyledim!..
Bakın nasıl uzayabiliyor değil mi? En iyisi “iyiyim”  deyip (bu çeşitlenir) kurtulmak!.. Sağır ve dilsizler en büyük yalanı söylüyor mesela!.. biz onca duyu organıyla kıçımızı yırtıp anlaşamıyorken onlar bir duyusu eksik el-kol sallayıp anlaşıyor..! bence hepsinin ortalıkta şu şekil gezmesi lazım; Avuç hafif orta boş şekilde yumruk yapılır!.. Diğer el gergin ve açıktır!.. Avucun başparmakla kesiştiği deliğine gergin el içi denk gelecek şekilde vurulur!.. “lüp” diye bir ses çıkar!.. Bu tarifin ardından kadınlı erkekli yatağa koşarlar!.. (yemek tarifi: yatakta yumurta kızartma dersi sayfa 12)
Yalan konusunda deyimler, fıkralar daha neler neler!.. mesela hepimiz çocuğumuza ilk okul kitaplarında anlattırdığımız Nasrettin Hoca bir yalancı ve düzenbazdır..! Yine ders olsun diye anlattığımız yalancı çoban bütün köylüye şunu anlatır; “mülkiyetiniz için iki kere koşarsınız üçüncüde insan hayatını bile hiçe sayarsınız!” Keza çobanı kurt parçalar ve köylü birikimiyle yeni koyunlar ve yeni bir çoban alır!.. Yalan dediğinizin ne olduğunu şöyle bir düşünün şimdi!.. Gözünüzde canlandırın!.. na oldu bir şeyler canlandı değimli? Nedir canlanan?.. sevgiliniz, arkadaşınız, tanımadığınız bir serseri ve daha neler!.. şimdi bütün filmi dondurun ve şunu yapın; Bütün yalancıların yerine kendinizi koyun!.. işte “gerçekler” şimdi ortaya çıkmıştır!.. yalan söylediniz değimli?! Utanmadan çekinmeden söylediniz ve hatta hoşunuza gitti; çünkü sırtınızdan yük indi!.. Şimdi becerebildiğimce derinine bir yalan söyleyeceğim;Bir dönem bütün kukuların iğrenç göründüğünü düşünüyordum!..Olmadı!.Biri bana götümden kan alabileceğini iddia etti bende diz kapaklarını kırdım!.. Aslında cümlesini tamamlayamamıştı!..Sinirlenmem!..Hah oldu!.. kolay oldu hem de!.. tek kelimeyle yalan söylemek lazım demek ki!.. bende öyle yapayım!..“Kusmam” “Gülmem” “Ağlamam” oluyor!..

 Peki acaba yalanın doğru tanımı nedir ki? Düşün… düşün… Ansiklopedik olsun biraz!.. düşün!.. Sanırım şöyle olmalı:” bir insanın kendini korumak, sorumluluktan kaçmak, zevk almak, dinlenilmek, korkutmak, sevilmek ve bunun gibi hoşuna gideceğini düşündüğü şeyleri elde etmek için söylediği; kökü gerçeğe dayalı yada dayalı değil önemli olmayan normal tepkilerdir!.. 2 nci bir anlam; insanın gördüklerini kendi diliyle anlatmasıdır!.
2 nci anlama yalancı çoban örneğini yeniden uygulayalım!.. Çoban bağırır: ”Kurt!”  köylü koşar!.. birde bakarsınız kurt yok!.. peki dağa tek başına çıkan küçük çocuk içinde aynı şey geçerlimidir? Dağda sıkıldığı iddia edilen çocuk korkuyorsa ve her korktuğunda köylüyü başına topluyorsa!.. yani yanına gelen köylülere gülmesinin sebebi dalga geçmek değil de sevinmekse?!.. sanırım bu öyküye daha bir gerçeklik kattım!.. birde yalancının mumu var elbette!.. Kurtlu çobanlı öyküden daha sexy!.. çoban ölüyor ama mum sönüyor!.. örneklendirerek anlatalım!.. bizim Kazanova sokakta tanıştığı “rock”çı kıza sulanır!..Kız uzun süredir abazandır!.. eve giderler kız “sexy” bir şeyler giyer oğlan gaza gelir!.. atar tutar!.. “geç boşalırım” demeyi de unutmaz!.. mumlu, anti romantik bir gecenin sonu?!.. mumlar bitince –yalancının mumu- çocuk çevresindeki karanlığa güvenerek kızın üzerine atlar!.. kız dünden razı inilder!.. çocuk daha içeri girmeden boşalır!.. sonuç ne olur!.. mum söner lambalar yanar!.. kız çocuğun sağına soluna saçtığı menileri onun t-shirtüyle siler!.. giyinen kızın arkasından bakan çocuk ikinci postada geç boşalacağına emindir!.. Bilgisayarın başına geçip 31 çeker!.. ama kıza boşaldı!.. yalan malan!.. Yalan konusunda daha nicesi vardır acaba!.. Mesela şu sır kapısı, üçüncü göz falan!.. onlarda nicesi var!.. neyse!..  Yalan söyleyen bir avukatın çocuğunun kaprisleri yüzünden yeteneğini yitirdiğini anlatan bir film hatırladım!.. yazık adam rezil rüsva oluyor!.. Neden?! İşi vardı ve çocuğunun doğum gününe yetişemedi diye!.. bir diğeri de telefon kulübesinde geçen film!..Adam karısını aldatıyormuş ta efendime söyleyeyim, yanında çalışanları kandırıyormuş!.. kol saati sahteymiş yok efendim üzgünmüş!.. ulan adam eğer ki o keskin nişancıya rastlamasa gayet mutluydu!.. Ama n’oldu? Hayatı mahvoldu!.. o kulübeden canlı çıktığına sevindiğiniz adam varya; birkaç yıl sonra gerçekler yüzünden karısından ayrılacak, alkolik olup sokaklara düşecek!.. bir fahişeden aids kapıp 40 lı yaşlarında beyin zarı iltihabı bile olamadan ölecek!.. işte size gerçekler!..
Yalan konusunda başımdan geçenleri düşünüyorum şuan!.. sanırım ne zaman yalan söylesem başıma iğrenç şeyler geldi!.. (yalan olabilir) ama işin gerçeği hatıra ayıklama standartlarına yalandan önce/sonra yı eklemem gerekir!..  Bir kız arkadaşıma söylediğim yalanı aynen aktarıyorum!..

–          Beni seviyor musun?
–          Evet!.. (?!)
Bu kadın beni -öyle gariptir ki- aynen şöyle terk etti!..
–          Bak seni çok seviyorum ama bir ilişkiye hazır değilim!.
Oda yalan söyledi ama benimki daha inandırıcı olmalı ki o uzun uzun üzüntü cümleleri kullandı!.. Sonuç olarak o birkaç gün sonra birileriyle gayet hazır bir şekilde öpüşürken gözünün ucundaki bakış aynen şöle diyordu;” noyan sakın selam verme” bende yaklaşık 3 hafta sonra buldum birini ve göz ucum mucizeyi şöyle anlatıyordu; ”eveeeet!. eve gidiyoruz!..” Ertesi sabah biraz votka içseydim daha iyi olacağını biliyordum ama en azından t-shirtüme silinen meni yoktu!.. yalanın değişik yolları işte!..
Şimdi fark ettim; yalana övgü yağdırıyorum ama öyle ki gerçekleri anlatmak için kıçımı yırtıyorum!.. kendimle çelişiyorum!.. neyse!.. Yalan konusunda anlattıklarımı şöyle bir toparlayayım!.. Yalanın ne olduğunu söyledim!.. Neye yaradığını da söyledim!.. Sonuç olarak arda kalan başka örnekler vermek!..

“Politikacı yalanları” başlı başına örnek değil başlık olmalı!.. Süleyman Demirel bir seçim öncesi tüm sorunları 500 günde çözeceğine emindir!.. bunu halka anlatır ve “seçim”leri kazanır!.. Ne olur? “500” gün bittiğinde “sayın” Demirel’e sorulur;” sayın başkan “500” gün bitti ama her şey yerinde sayıyor!.. N’oldu dış miraçlar mı engelledi?” politikacı cevap verir; “ne alakası var canım?!.. 500 günde bütün sorunları çözersek arda kalan günlerde yapacağımız iş kalmaz!..” Şimdi siz bunu çifte yalan sandınız di mi? Değil!.. Gerçekten de 500 günde bütün sorunları çözseler bir daha ki seçimlere neye söz verecekler!..(çözdükleri sorunların yeniden olmayacağına ve yeni sorunlar olmayacağına mesela)  Birde tatlı yalanlar vardır!..
–          Anne, ben kardeşimi çok seviyorum!..
Mana: anne o piçi bir kaşık suyu bırak bir mol suda bile boğarım!..
–          Anne, altıma sıçtım..!
Mana: tutuyorum sandınız di mi? Ne zaman o piç tutar bende o zaman tutarım!.. bezleyin beni bakıyım!.
–          Anne, Emre’nin boğazına parmağım kaçtı!..
Mana: bu kez elimden son kez kurtuluyorsun küçük kardeş!..
–          Anne, Emre süt içiyor ama emmiyor!..
Mana: fare zehri çok kestirme bir yolmuş!.. 4 yaşındayım aklım kesmez benim!..
–          Anne, ben ermeyi çok özledim!..
Mana: bir tane daha yap sevin; ne de olsa iktidarım için onu da cennete postalarım!..
Bu kulağımıza hoş gelen yalanla bir örnek!.. Yalan hakkındaki yazıma ya ara veriyorum ya da bitiriyorum; bu konudaki uzatma dakikaları için sayfaları “boş” bırakıyorum(siz görmeseniz de)!..

2)

İnsanlar her ne kadar yalana duydukları kini her yerde haykırsalar da gerçeklerden kaçmak onlar için daha kolaydır!.. En kolayı yalan söyleyip kurtulmaktır!.. İnsanlar güzel yalanları sever anlaşılan; örneğin insanlar özgür bırakılıp köleleştirildiğinde kendilerini iyi ve özgür hissederler!.. İnsanların beyni yalanları işlerken her zamanki gibi yanlış çalışır. Onlar yalan olması gereken birçok şeyi gerçek gerçek olması gereken birçok şeyi yalan olarak algılar!.. Böylece yalancılar onlarında yerine yalan söyler ve yalan ortaya çıktığında kendilerini bu suçtan uzak durmuş sayarlar!.. Örneğin aynanın karşısına geçen bir delikanlı kendini yakışıklı sanır!.. sonra sevgilisi ona yakışıklığı olduğunu söylediğinde aynanın karşısına geçtiğinde gördüğü adam sevgilisinin söylediği kişidir!.. Yani yalanın suçu başkasınındır artık!.. (Bu kadınlar içinde aynıdır!.. Erkeklerden örnek verdim diye sakın köşede görünmeyiz sanmayın!..)
 Ayrıca insanlar peşinden gidecekleri insanın yalancı olmasına özen gösterirler. Politikayı da buna alet ederle. Yaklaşık 3000 – 3500 yıl önce ortaya çıkan demokrasi ve politika tek başına yalan söyleyince etkili olamayanların icadıdır. Bu adamlar tek başlarına insanlara yalan söyleyemeyeceklerini fark eder ve birleşip yalan söylerler!.. Yalancının doğru söylediği en büyük ortam güç ortamlarıdır!.. tek başınızayken yalan söylerlerseniz suçlu çok kişiyken söylerseniz kral olursunuz!.. konsülde insanlar diğerlerinden üsttedirler yani!.. Bunu fark eden her toplum demokrasiyi uygulamıştır!.. günümüzdeki ünü ve gücüde bundan olsa gerek!..

 İnsanın yalanla olan ilişkisinin hangi tarihe dayandığını tam olarak bilmesem de günümüz tarihlerinde bir tahmin aracı olduğunu geçen yazımda da anlatmıştım. Bir salak vardı sokakta; boksör olduğunu iddia eder dururdu. Sonra bir gün arkadaşlar onu çok fena dövmüştü. Bana gelip “arkadaşın çok ayıp etti! Ama  sen iyi bir adamsın” demişti. sanırım benimde onu döveceğimi düşünüyordu!.. ben dövmezdim ama!.. zamanında göz kortkutayı başarsaydı o dayağı yemeyebilirdi!.. Arkadaşlarının arsında da efsane olurdu!..

 İnsanlara ulaşmanın onlarca yolu vardır!.. En ustaca olanı yalan söylemektir!.. bir insan düşünün ki kesinlikle doğruları söylüyor!.. örnek vereyim;

– Bu gece sana tecavüz edeceğim!..
– Sen, hayatımdan çıkarmam gerekenlerden dışkımdan önce gelensin!..
– Sen hiçbir şeyi kabul etmeyişindeki zavallılığı fark ettiğinde bile kendini o zavallılığa itersin.
– Sen eşcinsel misin? Yo yo sen kesin eşcinselsin!..
– Yatakta senden daha kötü bir kadın varsa o da benimdir!.. tih, ne yazık ki annem beni erkek doğurmuş!..
– Şu geçen gittiğimiz mekan varya işte seni sırf oraya gittiğimizde heyecanlandın diye terk ettim!.. gerisini anlatmayayım!..

Bazı makinelerin Türkçeleştirmesi sırasında televizyonu atlamışlar!.. “İftira makinesi” deyip geçmeleri lazımdı. Ama siz yinede anladığınızı belli etmeden televizyon deyin!.. güzel yalan söylüyor kerata!..

Kendinizi bir çölde düşünün!.. Yapayalnız ve çaresiz!. Beyniniz kaynamaktadır; aklınızdan geçen ilk şey su, ikincisi yine su, üçüncüsü son bir sekstir!.. ne yaparsınız peki, sıcaklığın genleştirdiği havayı su sanır koşarsınız!.. İşte yalan böyle güzeldir!.. yalana koşarsınız son enerjinizi harcayarak ve mutlusunuzdur en azından bir umudunuz vardır!..

3)

Yalan diye tanımlanan olaylar bütünlük halinde sistemleşirse gücü bir düzen kurmaya yeterli hale gelir. İnsanların düzenli yaşamayı ne kadar sevdiklerini bilmeyenimiz yoktur. İnsanlar kapılarını kilitler ve bunun sayesinde kendi ihtiyaçlarını ve yaşamlarının kilit altına alırlar.(bekaret kemeri ortaçağda gerçekten kullanılmıştır.) Bu kilitleme olayı toplumun kendini “güvence altına alma” adındaki ortak paydasıdır. Yıllarca çalışmış ve biriktirmişlerdir. Bunun komşusu tarafından çalınmasına izin vermeyeceklerdir.

Güven duygusu ancak yalanla desteklenir. İnsanlara yalan söylemedikçe insanlar kendilerini güvende hissetmeyecektir. Yani yalanın ne kadar işe yaradığını size daha ayrıntılı anlatamam herhalde!.. Yalanı kötüleyip aşağılamak hiçbir işe yaramayacaktır; düzen ve güven için yalan gereklidir.
Duyduğum bir diyalogu aktarıyorum;
A: Kilide sokuyorlar bunu, soğutuyorlar sonra çat; çelik kapı kırılıyor.
B: Hayatım!
C: (“B” nin hayatısı) Dur ya! Çelik kapıyı kırıyor adamlar.

O zaman titanyum kapı al. Madem kendini güvende hissettirecek.
Yalanla yazının ilişkisini önceki bölümlerde anlatmıştım. Yalanların kalıcılığı için yazı kullanmak gerekir. Sokrates ve eflatun (platon) bu sayede yalanlarını günümüze kadar ulaştırmış ve insanlık tarihinin önemli bir bölümünü etkilemişlerdir. Günümüzde insanlar felsefe kitaplarını diğerlerine nazaran daha az okurlar! Bu onların yalan olduklarını anladıklarından değildir; her yerde bu kitaplarda okudukları kendilerine dikte edildiğindendir.

Elimizde şu anlık 3 öğe var: Yazı – yalan – düzen!.. Bunları çaprazladığımızda ortaya insan olgusunu oturtmamız gerekir. Hemen her kolun yalana değmesi ve düzene gelen kolların daha çok kullanıldığın belli edilmesi gerekir. Ayrıca yazının bir saklayıcı olarak kendine gelen kolların yönünü belli etmesi gerekir. Şemayı çizemeyeceğim; çünkü şema biraz karmaşık ve hareketli olması gereken bir şema. Bunların hepsinin uğruna çabaladığı bir öğe olmalı; işte burada ortaya yasa çıkıyor. Yasalar oluşturulurken bu 3 öğenin en baskın ve inanılır olanları seçiliyor ve sonuç olarak yasa sizi koruyor. Yani yalana atılan o kadar bok olsa da; yalan sizi koruyor. Böylece insan yazılarla kanıtlanan, yalanlarla ikna olmuş, güveni artmış mükemmel toplumlar kurabiliyor.

İncelememde kanunların çelişkilerini ortaya koymak isterdim ama bize söylenen an güzel yalanlardan biridir; “hukuk zor iş!” “Madem o kadar zor yalnızca “bilenleri” ilgilendirir!..” diye cevap veremiyorsunuz. Hâkimin karşısına çıkıp; “Evet öldürdüm ama suç olduğunu bilmiyordum!” diyemiyorsunuz.

Yaşadığımız topraklarda müzik ve müzik kültürü üstüne yaşadıklarımız ve bir kuşağı -tamamen olmasa da- sarmalayan arabesk kültür bize unutulmaz hatıralar bırakmıştır. Müziğin evrensel olduğunu yalanlar nitelikte bir savaş söz konusudur. Size çocukluğunuzda anlatılan zırvalar gençliğinizde yalanlanmıştır. Keza bu kuşak Şener ŞEN ve Müjde AR’ın “Arabesk” adındaki filmiyle büyük darbe almıştır ama türkler türkçe müzik dinler yalanı ardında kalan bir izdir.

Gerçekte Rock olarak adlandırdığımız müzik tarzının kindarlığı ve sinirliliği Arabeskte de vardır; ancak arabeskte bireylere yöneliktir. (Müslüm GÜRSES’ in ve Orhan GENCEBAY’ ın birkaç şarkısı hariç) Rock ve Arabeskin çıkış ve palazlanma tarihlerinin birbirine olan yakınlığından aslında aralarında bir bağ olduğunu çözebiliriz.

Şimdi tekrar üçlemeye dönelim ve yanına müziği de koyalım. Müziğe giden kolların sayısı azda olsa nu da etken kabul etmek gerekir. Sonuç olarak müzik küçük bir “hareket” yada küçük bir “dinle geçten” oluşan etkiler bütünü değildir. Günümüzdeki POP müzik yerine arabeskin yeniden dirilmesini istemeyenler yalanların evriminin farkında değildir yalnızca. İşte yalan bu gün size makinelerle yapılan mükemmel POP müziği sunmuştur. Söz müzik: Serdar ORTBOK. Yalan bunların hepsinin ve sevdiğiniz düzenin (yıkılmayacağına inanıyorsanız seviyorsunuzdur) kurucusudur. Diğer etkenler ise onun gücünü ve ortaya çıkmasını engellemek için vardır.

Dünyayı çağlara bölen genel bakış açısını kabul etmiyorum!.. Bu yalan yetersizdir bence asıl ikna edici yalan; ilkel dönem dahil toplumun ikiye ayrılmış olduğu yalanıdır; yani insanlar var oluşlarından bu yana ikiye ayrılırlar: 1 sınıflı toplum(roma, Çin, Hindistan gibi) 2 sınıfsız tolum (Türkler ve Avrupa Barbarları ve Kızılderililer gibi). Yalanımı seçme hakkım olduğu yalanına da inanarak incelememe devam ediyorum. Tarih bu iki grubun birbiriyle çatışmasıyla doludur. Örnek olarak çok başarılı insanlar olabilecek üniversite öğrencilerinin yapısını oluşturduğu hippileri,  Roma’ya göç ederek ve saldırarak yıkılmasını sağlayan barbarları ve şuan başımızın belası olan doğu batı kültürü savaşlarını verebiliriz. Her zaman birileri daha barbar birileri daha uygar olmuştur. “Yalanın gücü kimin eline geçerse o daha uygar diğeri daha barbar olmuştur” olarak tanımlayabiliriz bunu.

Gözünüzün önünde hala bir şey canlanmadı biliyorum. Hatta “ne diyor bu mal” diyorsunuz ama bunları size anlatmazsam yazımın kaynağı olan konu aklınızda hiç iz bırakmayacaktı.

Yasaları sorgulayalım.

Kulağımda kulaklık, gürültülü bir şekilde Rammstein dinliyorum. Minibüs durdu ve 2 emmi bindi. Minibüste 5 kişilik boş koltuk vardı. Kadınlar hem yanlarına bir erkeğin oturmasını istemeyeceklerdendi hem de yan yana da oturmamışlardı. Böylece minibüsteki oturulabilir koltuk sayısı 3 e düştü. Sonra emmilerimden sakalını göz çevresini açacak şekilde özenle kesmiş ancak kısaltmamış olanı yanıma oturdu(bu sakal şeklinin ne anlama geldiğini herkes bilir sanırım)
Diyaloga geçelim:
E: (kolumu dürtükleyerek ve Ak Partinin iktidarına olan sonsuz güveniyle) Ne dinliyorsun evladım sen?
B: (kulaklığımı panik bir halde çıkardım; kendimi toparlayıp konuşmam gerekti) Rammstein; Alman grup.
E: Anlıyor musun bari ne dediklerini?
B: Müzik evrenseldir amcacım.
E: Peki bu neyi anlatıyor? (o kadar küstah sordu ki az sonra başına gelecekleri bilse ilk tepkimde susardı ama Ak Parti iktidarda adam ne yapsın güvenmiş bir kere gücüne, herkes ondan korkar sanıyor.)
B: Kin!
E: NEY?
B: Sinir ve Kin!
E: Neye sinirlenip neye kin duyarsınız anlamam!(bu cümlenin ardından bir sürü salak ve saçma cümle kuracağını bildiğim için araya girdim)
B: Müzik dinlememi kesip, dinlediğim müziğin sözlerini anlayıp anlamadığımı soran dangalak amcalara mesela.

Emmi hiçbir şey söylemedi bunun ardından. Nutku tutulmuştu ve hatta rengi açıldı. Toplumun büyük çoğunluğu onun alaycı tavırlarının altında yatan aptalca duyguları paylaşıyordu ama ben az önce ona ve onun gibi düşünenlere “dangalak” demiştim. (Doğrusunu isterseniz daha ağır sözler kullanırdım ama emmimle yumruk yumruğa hayal ettim kendimi ve korktum) Kulaklıklarımı takıp yolu izlemeye devam ettim. Rammstein’ın sonne şarksının Hitler versiyonu çalıyordu.

Şimdi olayı daha önce sunduğum “5” koşula göre inceliyoruz.

1) Müzik evrenselse amcam niye bana anlam sordu değilse onun dinlediği Arapça ilahiler niye dinleniyordu. Müzik evrensel değildir aslında; bir sürü dangalak dinlediği yabancı şarkıların Türkçe anlamlarına bakmakla ve ezberlemekle neyin uğraşır.
2) Dinlediği müzik benim dinlediğim müzikten farklıysa bu adam benim kurduğum ve koruduğum düzen için zararlıdır.
3) Bu kadar sene her söylenenin Türkçesinin doğru olduğunu sanan emmi; yalnızca kendini tatmin eden yalanları anladığı mastürbasyonunu yapmıştır.(Bu cümle açık olmadı biliyorum!.. Mastürbasyonla ilgili bir yazı bulun ve okuyun!.. Ya da bekleyin ben yazarım yakında)
4) Bu emmi “dangalak” dedim diye dava açsa kazanır (Halbuki Panter Emel’den öğrenmiştim ben taktiği!.. Adama eşek diyecektim ve ekolojist olduğum için işin içinden sıyrılacaktım!.. Hoş gerçektende böle tiplere eşek deyince eşeklere haksızlık ediyoruz!..) Ama ben o benim müzik dinlememe karıştı diye dava açsam hâkim suratıma tükürür belki de!.. (hoş kazanacak olsam da açmam dava falan)

Şimdi aklınız da ne kaldı?

 
 Share on Facebook Share on Twitter Share on Reddit Share on LinkedIn
1 Yorum  comments 
© Felsefik.Com * Her Bi Halktı Saklı *
credit